Ana sayfa Sağlıklı Yaşam

Akıl Hastalığı Nedir? Zihinsel Rahatsızlık Etkileri Nelerdir?

Zihin ile beden arasında, her gün rastlanan bir karşıtlık üzerine kurulu, hastalık olarak adlandırıldığında iki zıt tipte hastalık (zihinsel ve bedensel) meydana getiren tartışmalı bir kavram (örnek için bu sözlükteki *Laing ve *anti-psikiyatri başlıklarına bakınız).

Akıl hastalıkları, zihinsel patolojinin varlığıyla nitelendirilen hastalıklardır: yani, zihinsel faaliyet rahatsızlıkları, bedensel faaliyet rahatsızlıklarına benzer. Fiziksel hastalıklara benzediği için de bu kavram temelde değerlendirmeci bir nitelik taşıyıp, *toplumsal denetim ve düzenleme sorunlarıyla bağıntılıdır. Akıl hastalığını karakterize eden düşünce ve duygu rahatsızlıkları (örneğin, sabuklama, sanrı, aşırı sevinç ya da *depresyon) çoğunlukla garip, uygunsuz, karmaşa yaratan ya da rahatsız edici diye değerlendirilen davranışlarla ilişkilidir.

Akıl hastalığının diğer hastalıklardan çok farklı, özel hizmeti ve dikkati gerektiren bir hastalık türü olarak görülmesine yol açan etken, her şeyden fazla bu rahatsız edici ve karmaşa yaratıcı davranışlardır. Toplumda özellikle sorun yaratan eğilim, zihinsel patolojinin gereği olarak açıkça belli olan akıldışılık ve aklın kaybıdır. Zihin ile akıl, insanların ayırt edici özellikleridir ve onların (tamamen veya kısmen) kaybı, eğer doğaüstü güçlerin bir işareti sayılmıyorsa, genellikle son derece rahatsız ve tehdit edici bir durum şeklinde yorumlanır. Bu yüzden akıl hastalığı, çoğu kez diğer hastalık türlerinden daha damgalayıcıdır (bunun istisnaları, AIDS, cinsel yoldan bulaşan diğer hastalıklar ve daha küçük boyutta olmakla birlikte kanserdir).

Tıbbi zihinsel rahatsızlık kavramının temeli tarihsel olarak, delilik ve akıl hastalığı -gerçek delilik- türünden nosyonların yanı sıra, “kafadan çatlak”, “sıkıntılı” ve ‘””deliye dönmüş” gibi daha az ciddi olan psikolojik rahatsızlık biçimlerini de kapsayan kavramların ifade ettiği zihinsel durumlara ilişkin halk yargılarına dayanır. Bu terimler eskiden de, davranışları bir şekilde kabul edilemez ya da akıldışı sayılan kişiler için kullanılıyordu. Söz konusu davranış sapkın ya da suça yönelik olabilir, ama çoğunlukla toplumda büyük değer verilen bir şeyin reddini içerdiği için kolaylıkla alışıldık *suçluluk biçimlerinden birisi olarak anlaşılamazdı. Bugünkü tıbbi zihinsel rahatsızlık anlayışları hâlâ, neyin akılcı, makul ve uygun olduğuna dair halk yargılarıyla yakından bağlantılıdır.

Buna karşın psikiyatri, farklı bir zihinsel rahatsızlıklar kümesi sınıflandırmasına ve listelemesine giderek, gündelik konuşma sözlüğünü sürekli yenilemiştir. Söz konusu sıralamanın kapsamı beyin patolojisiyle ilişkili olarak kabul edilen Alzheimer hastalığı gibi durumlardan, şizofreni ve manik depresyon (psikozlar grubuna dahildirler) gibi arketipik zihinsel hastalıklar üzerinden, anksiyete durumları, fobiler ve obsesyonlar (sıklıkla nevrozlar diye adlandırılır) türünden sağlık durumlarına, hatta alkolizm, anoreksia nervoza. uyuşturucu müptelalığı ve cinsel sapkınlıklar gibi davranış bozukluklarını içine almaktadır.

Psikiyatrların zihinsel rahatsızlık listeleri, zihinsel rahatsızlığın sınırlarının biçimsel bir şekilde belirlenmesini sağmakla birlikte, bu sınırlar sürekli değişmekte ve itirazlarla karşılaşılmaktadır. Zihinsel rahatsızlık ile fiziksel rahatsızlık arasındaki ayrımın kendisi de son derece problemlidir. Bu ayrım en net biçimde açık patoloji açısından yapılabilir, fakat o da genellikle kesin değildir; pek çok hastalık, hem zihinsel hem de fiziksel semptomlar içerir; hatta nedenlere yöneldiğimiz takdirde ayrım çok daha problemli bir hal alır ve karşılıklı iki özel hastalık düşüncesi çok geçmeden yok olur.

Tanımlanabilir bir zihinsel patolojinin, tıpkı Alzheimer hastalığında olduğu gibi fiziksel nedenleri olabilir; aynı şekilde, ülser gibi bazı fiziksel patolojilerin de zihinsel nedenleri olabilir. Aslında, zihinsel ve fizikselin karşılıklı ilişkisi, sıklıkla, zihin sağlığı hizmetlerini diğer sağlık hizmetleriyle bütünleştirme girişimlerini gerekçelendirmek için kullanılmıştır. Pratikte ise, zihinsel rahatsızlık ile fiziksel rahatsızlık arasında çizilen sınır bir anlaşma meselesidir ve neden-sonuç ilişkisi hakkında olduğu kadar, açık zihinsel ve davranışsal sorunların boyutu üzerine olan fikirlere dayanır.

Zihinsel rahatsızlık ile *sapkınlık (“delilik ve kötülük”) arasındaki sınır da aynı şekilde problemlidir; özellikle semptomların son derece net bir biçimde davranışsal olduğu davranış ya da kişilik bozukluklarıyla ilişkili olarak. Analitik bakımdan bu ayrım bir gönderge ayrımıdır: zihinsel rahatsızlık akılla ilgili bir yargı iken, sapkınlık davranışla ilgili bir yargıdır. Öte yandan, davranış gözlemleri, akılla ilgili yargıların temelidir ve bu yüzden pratikte karışıklıklar ve güçlükler ortaya çıkar. Bu noktada, sorunun diğer bir ucu olarak, zihinsel rahatsızlıkla sapkınlık arasındaki sınırları belirlemeye yoğun bir ilgi duyulmaktadır (tıpkı çocuk istismarını bir sapkınlık biçimi olarak görmekten ziyade, temelde yatan zihinsel patolojinin göstergesi olarak değerlendirme eğilimi gibi).

Son olarak, normal ve anormal zihinsel işleyiş arasında bir sınır vardır. Yine bu sınır da büyük ölçüde değişik görüşlerle çizilir ve diğer sınırlarla birlikte bireyden bireye, toplumsal arka plana ve koşullara göre değişiklik arz eder. Doğal olarak, zihinsel rahatsızlığın nedenleri hakkında çeşitli düşünceler ileri sürülmüştür. Psikiyatri, tıbbın fiziksel süreçleri vurgulamasından dolayı, fiziksel nedenler ile tedavi üzerine odaklanmıştır. Birtakım sosyologlar ve toplum kuramcıları ise, zihinsel rahatsızlıkların toplumsal nedenlerini anlamada ciddi katkılarda bulunmuşlardır (örneğin George Brown ve Tirril Harris’in depresyon üzerine olan eserleri veya anoreksia nervozayla ilgili feminist incelemeler). Buna karşın, zihinsel rahatsızlıkların anlaşılmasına yönelik sosyolojik katkının kaynağı, zihinsel rahatsızlıkların bir toplumsal kurgu olarak analiz edilmesidir. Bu kurgu, yukarıda belirtildiği üzere. farklı kültürler ve toplumlardaki normal, kabul edilebilir zihinsel işleyişin sınırlarını tespit eder ve böylelikle insan davranışının toplumsal düzenlenişinin bir parçasını oluşturur.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here